Turban Otel Özel Güvenlik Görevlisi Şefi Selçuk Koca, 1 Ağustos 2016’da doldurduğu bilgi alma tutanağındaSelçuk Koca’nın 1 Ağustos 2016 tarihli Bilgi Alma Tutanağı (Turban Otel Özel Güvenlik Şefi). Çevrimiçi:: Turban Otel Özel Güvenlik Görevlisi Şefi Selçuk Koca’nın 1 Ağustos 2016 tarihli Bilgi Alma Tutanağı., 16 Temmuz 2016 günü saat 02:00 sıralarında Mehmet Çetin’in odasına su ve soğuk içecek istediğini, bunları Mehmet Çetin’e bir arkadaşıyla gönderdiğini; saat 03:00 sıralarında şirket yetkilisi Olcay Bey’in kendisini telefonla arayarak evinin balkonundan üç helikopter gördüğünü, bu nedenle dikkatli olmalarını söylediğini, bu görüşmeyi müteakip kendisinin hemen telefonla Mehmet Çetin’i aradığını ve “üç tane helikopter geliyormuş dikkatli olun” dediğini, bunun üzerine Mehmet Çetin’in kendisinden -otel arazisi geniş olduğundan ulaşım maksatlı kullanılan- bir golf arabası istediğini, bunun üzerine gelen şahısların kendisini vurabileceklerini söylediğini, Çetin’in “sana bir şey olmaz, sen golf arabasını getir” dediğini; sonrasında golf arabasını almak için lobi girişine gittiğini, bu sırada otelin genel müdürünün kendisini telefonla arayarak otelde olup bitenleri sorduğunu, bu telefon görüşmesi esnasında otelin ana girişine doğru ateş açıldığını fark ettiğini, üzerlerine doğru mermiler gelince oteldeki arkadaşlarına telsizden “çatışma başladı, kaçın” diye anons ettiğini ve arkadaşlarıyla birlikte otelin mahzenine kaçtığını ve orada yaralanıp yaralanmadığını kontrol ettiğini belirtmiş. Bu nedenle Mehmet Çetin’e golf arabasını götürememiş. Bu ifadeye istinaden Mehmet Çetin’in saat 03:00 sıralarında helikopterler geldiği esnada hayatta olduğunu, İrfan Paksoy’un saat 00:00-00:30’da geldiğini iddia ettiği şahıslar tarafından öldürülmediğini anlıyoruz. Zaten İrfan Paksoy’un ifadesindeki tutarsızlıkları önceki bölümlerde ortaya koymuştuk.
Otelde bulunan korumaların amiri olan Murat Bayrak, 28 Temmuz 2016’da savcılıkta verdiği ifadesinde (Murat Bayrak’ın 28.07.2016 tarihli Cumhuriyet savcılığı ifadesi. Çevrimiçi:), “Saat 03.15’te otelin üzerinde helikopter sesleri olduğunu duyunca uzun namlulu silahlarımızı aldık.” diyor. Turban Otel’de stajyer özel güvenlik görevlisi olarak çalışan Sefa Toskar, 6 Eylül 2016’da savcılıkta verdiği ifadesinde Turban Otel’de Burak Güzel adlı koruma polisi ile sohbet ederken helikopter sesleri duyduğunu ve otel üzerinde ışıkları kapalı olarak uçan helikopterler gördüğünü, koruma polislerinin kendisini otomobillerin park halinde bulunduğu Palas Çıkışı olarak adlandırılan yere götürmelerini istediğini, kendisinin onları götürdüğünü, koruma polislerinin araçlardan uzun namlulu silah ve çelik yelek gibi teçhizatları alarak konakladıkları odaların bulunduğu yere geri döndüklerini belirtmiştir.
Yani korumalar helikopterin geldiğini görünce araçlarından uzun namlulu silahlarını ve teçhizatlarını almışlardır.
Mehmet Çetin’in ölü muayenesi esnasında üzerinden balistik yeleği ve gece görüş dürbünü çıkmıştır (Mehmet Çetin’in üzerinden çıkan malzemelerin listelendiği tutanak (16.07.2016, saat 12:10). Çevrimiçi:). Hatta korumalar Mehmet Çetin’in telsizinin de olduğunu ancak olay sonrasında bulunamadığını da belirtmişlerdir (Korumaların 18.07.2016 tarihli ortak tutanağı. Çevrimiçi:). Saat 03:00 sıralarında helikopterler gelirken Selçuk Koca ile konuşan Mehmet Çetin’in, üzerinden çıkan malzemelere bakıldığında, Selçuk Koca ile konuştuktan sonra diğer korumalar gibi silah ve teçhizatlarını aldığı anlaşılmaktadır. Murat Bayrak, savcılık ifadesinde 03:15’te helikopter seslerini duyunca uzun namlulu silahlarımızı aldık diyor. Yani, 03:15 itibariyle Mehmet Çetin hala hayattadır. Dolayısıyla Mehmet Çetin askerler helikopterle geldikten sonra şehit olmuştur. Yani yaygın iddiada olduğu gibi öncesinde bir tim gelip Mehmet Çetin’i şehit etmemiştir. Askerler geldikten sonra şehit olduysa, o esnada otelde veya civarında bulunan silahlı birileri tarafından vurulmuş olması gerekir.
Mehmet Çetin’i Kim Vurdu?
Murat Bayrak’ın 16 ve 28 Temmuz’daki ifadelerinde, askerler ayrıldıktan sonra askerlerin onları götürdükleri yerde ellerindeki kelepçelerden kurtulduklarını ve yoklama yaptığını, ilk ifadesinde sadece Mehmet Çetin’e, ikinci ifadesinde Mehmet Çetin ve Uğur Göküz’e ulaşamadığını, Uğur Göküz’ün sonradan geldiğini söylediğini bir önceki bölümde belirtmiştik. Murat Bayrak, İrfan Paksoy’un sonradan geldiğini söylemiyor. İrfan Paksoy ifadesinde askerler arkadaşlarının yanından ayrıldıktan sonra arkadaşlarının yanına gittiğini söylemişti. Peki İrfan Paksoy, askerler oradan ayrılana kadar neredeydi?
İrfan Paksoy ifadesinde (İrfan Paksoy’un 16.07.2016 tarihli müşteki ifadesi. Çevrimiçi:) termal kamera ile helikopterlere baktığını, çatışma esnasında askerlerin yaklaşık 15 kişi olduklarını gördüğünü söylüyor. Şükrü Seymen, emrindeki 10 özel kuvvet personeli ve bir SAT komandosu ile toplam 12 kişi olarak en öndeki grubu teşkil ediyordu. Arkalarında Zekeriya Kuzu ve emrindeki 4 MAK personeli toplam 5 kişilik bir grup vardı. En arkadaki Taner Berber emrindeki toplam 6 kişilik MAK grubu otelin giriş kapısında geri emniyeti sağlamak için kaldılar. Yani otelin içine 17 asker girmişti. İrfan Paksoy yaklaşık olarak doğru saymış. Askerlerin silahlarını, miğferlerini detaylı olarak görmüş. Askerlerin çatışma esnasında kaç kişi olduklarını sayabilmesi için askerlerin geliş istikametini gören bir yerde bulunması gerekir. Murat Bayrak ifadesinde ketçiler (CAT - Counter Attack Team) yani özel harekatçılar villaların balkonundaydılar demişti. Korumaların bazı ifadelerinde söyledikleri gibi Mehmet Çetin ve İrfan Paksoy 1782’nin balkonunda olsalar askerlerin sayısını çatışma esnasında göremezlerdi. 1782’nin balkonu kenarda kalan bir yer, hakim bir nokta değil. Askerlerin sayısını ve diğer detayları en rahat görebilecekleri yer 1751-1754 bloğunda yer alan villalardan birinin balkonu.
1751 nolu villanın arka tarafında yer alan giriş kapısının önünde Mehmet Çetin’e ait kan izi olduğunu söylemiştik. Kroki de gösterilen yerde beton zemin üzerinde de Mehmet Çetin’e ait kan izi bulunmuştu. Ayrıca, olay yeri inceleme ekiplerince 1751 nolu villanın deniz tarafında yani balkonun da olduğu askerleri görebilecek tarafta bahçe içinde bir şarjör ve 3 adet 5,56 mm kovan bulunup raporlanmıştır (Olay Yeri İnceleme Raporu: kan izlerinin Turban Otel’deki yerleri. Çevrimiçi:). Muhtemelen balkondan atılan mermilerin kovanları bahçeye düşmüştür. Çatışma esnasında Mehmet Çetin ve İrfan Paksoy eğer 1751 nolu villanın balkonundalarsa, buradan ateş etmiş olabilirler. Dosyaya 4 Ağustos’ta eklenen, olayın hemen sonrasında tutulan tutanakta Mehmet Çetin’in üzerinden çıkan malzemeler arasında olmayan, savcılık tarafından Mehmet Çetin’e ait olduğu söylenen şarjörlerde beş adet fişeğin eksik olduğunu söylemiştik. Mehmet Çetin’e telsizden biri çağrı yapıp arka tarafa gelmesini söylemiş olabilirSadece Burak Güzel ve Mehmet Çetin’in telsizi kaybolmuştu.. Daha sonra İrfan Paksoy’un ifadesinde 1782’ye isnat ederek anlattığı gibi 1751’in arka tarafına birlikte gitmiş olabilirler. Kapıdan çıktığında Mehmet Çetin’i arkasında bulunan kişi sırtından vurmuş olabilir. Aynı kişi ve/veya varsa villanın dışında Mehmet Çetin’in dışarı çıkmasını bekleyen işbirliği yaptığı kişi veya kişiler (mesela o esnada 1782 ve 85’te olmayan, sonradan arkadaşlarının yanına giden, gömleğinin üstünden nasıl çıkarıldığını bilmeyen birileri) Mehmet Çetin’e ateş etmeye devam etmiş olabilir.
Marmaris Yağma Suçu Davası gerekçeli kararının 276. sayfasında (Marmaris Yağma Suçu Davası, Gerekçeli Karar) yer alan İrfan Paksoy’un dilekçesi ile ilgili açıklamadan, İrfan Paksoy’un askerler tarafından teslim alınmadığı, darp ve cebre maruz kalmadığı anlaşılmaktadır. Buna rağmen olay sonrası düzenlenen genel adli muayene raporunun 2. sayfasında İrfan Paksoy’un sol iliak boşluğunda 4x3 cm sıyrık ve sağ femurda 2 cm çizik olduğu tespitine yer verilmiştir (İrfan Paksoy’un Genel Adli Muayene Raporu (16.07.2016, Rapor No 18355). Çevrimiçi:). Raporun ilk sayfasında olayın öyküsü kısmında “darp ve cebir” ibareleri yer aldığından, İrfan Paksoy’un hastanede bu yaraları askerlerin darp ve cebri sonucu aldığını söylediği değerlendirilmiştir. Askerler tarafından teslim alınmadığı halde darp ve cebre maruz kaldığını söyleyen İrfan Paksoy’un bu yaralarının, birisiyle yaşadığı arbede sonucu olabileceği değerlendirilmektedir.
Otopsi raporunda aslında Mehmet Çetin’in vücudunda olmayan bir yara varmış gibi gösterilerek buradan sözde bir mermi çıkarıldığını ve bunun askerlerden Şükrü Seymen’e ait “epitel hücre tespit edilen” bir silahtan atıldığı tespit edilerek Mehmet Çetin’i Şükrü Seymen vurmuş gibi gösterilmeye çalışıldığını söylemiştik. Ayrıca, Mehmet Çetin’in kolundan giren merminin sırtından çıkmadığını, kolundan bir ve sırtından iki mermi ile vurulduğunu ve bunların vücutta kaldığını söylemiştik, mümkünse naaşının kabrinden alınarak “bağımsız kurumlarca” araştırılması sonucu gerçek katillerin tespit edilebileceğini belirtmiştik. Ayrıca, askerlerle korumalar arasındaki çatışmanın 1782 nolu villa civarında olduğunu ancak bu villa civarında Mehmet Çetin’e ait kan izi olmadığını, Mehmet Çetin’e ait kan izinin çatışma ile alakası olmayan, askerlerin de gitmediği 1751 nolu villanın arkasında olduğunu söylemiştik. 1751 nolu villanın kapısı kırılmış, içerisi dağınık vaziyette olmasına ve bunun mahkemede dile getirilmesine rağmen aynı durumdaki askerlerin gittiği odalarla ilgili gerekçeli kararda bahisler olmasına rağmen davanın görüldüğü Muğla 2. Ağır Ceza Mahkemesi’nin bu odayla ilgili hiç bahiste bulunmadığını anlatmıştık. Korumaların Çetin’in şehit olmasıyla ilgili birbirleriyle ve kendi ifadeleriyle çelişir farklı bilgiler verdiğini ancak bunların somut verilerle örtüşmediğini ifade etmiştik. İrfan Paksoy’un anlattıklarına göre çatışma öncesinde ve belki 03:43’te başlayan çatışma esnasında 1751 nolu villanın balkonunda olabileceğini, 04:15’te askerler ayrıldıktan sonra arkadaşlarının yanına gittiğini, aradaki yarım saati aşkın süre içerisinde nerede ne yaptığının bilinmediği, kendi ifadesine göre ekip arkadaşının “askerler tarafından (?)” vurulduğuna şahit olmasına, eğitimli bir özel harekat polisi olmasına ve termal kameralı M16 tüfeği olmasına, herhangi bir müdahalede bulunmadığı, en azından arkadaşı için neden 112’yi arayıp ambulans gelmesini sağlamadığı, olay sonrası Marmaris’te kollukta ilk ifade veren kişi olmasına rağmen sonrasında sanıklarla neden yüzleştirilmediği cevaplanması belki de imkansız sorulardır.
Şimdi siz söyleyin: Mehmet Çetin askerlerin helikopteri Marmaris’e geldikten sonra, silah ve teçhizatlarını alıp gece görüş dürbününü daha takmadığına göre mevzilenmeye giderken vurulduysa, askerlerin gitmediği 1751 nolu villanın arkasında vurulduysa, İrfan Paksoy da 1751 nolu villadaysa, “birlikte ekip halindeydik, vurulurken gördüm” diyorsa, Can Gülsever “helikopter geldiğinde 1758 nolu villadaydım, arkadaşlarımın yanına sonradan gittim” diyorsa, “iki gömleğimi ve pantolonumu askerler yırttı, üzerimden gömleğim nasıl çıkarıldı bilmiyorum” diyorsa, “helikopter geldiğinde whatsapp’tan mesajlaştık, sonrasında telefonumu denizden bulup bana getirdiler” diyorsa ve Mehmet Çetin korumalar, mahkeme ve adli tıp tarafından olmayan yaradan mermi çıkararak, vücutta kalan tabanca mermilerini gizleyerek, 12 günde Mehmet Çetin için 3 farklı senaryo çizerek, son konuşmaların kaydı alınmasın diye Mehmet Çetin’in telsizini ortadan kaldırarak “askerler tarafından 1782 nolu villada vurulmuş” gibi gösterilmeye çalışılıyorsa Mehmet Çetin’i kim vurmuştur?